TÜRKİYE

TİMBİR ve ASBÜ’den kültürel endüstrilerin geleceğine ışık tutan panel

Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) tarafından Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi (ASBÜ) ile ortaklaşa gerçekleştirilen ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğünün desteklediği “Kültürel Endüstriler İçin Kapsayıcı ve Yaratıcı Medya” projesi kapsamında iki oturumdan oluşan panel gerçekleştirildi.

15 Ekim 2026 425 okunma 19 dk okuma
TİMBİR ve ASBÜ’den kültürel endüstrilerin geleceğine ışık tutan panel

ANKARA - BHA 

Proje çerçevesinde gerçekleştirilen “Kültürden Dijitale: Yaratıcı, Kapsayıcı ve Yenilikçi Medya” başlıklı ilk oturumda, kültürün dijitalleşme sürecindeki yeri ile yaratıcı, kapsayıcı ve yenilikçi medya yaklaşımları ele alındı. “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı ikinci oturumda ise kültürel endüstrilerin yaygınlaştırılması ve medya etiği konuları değerlendirildi.

"Kültürel Endüstriler için Kapsayıcı ve Yaratıcı Medya" projesine; Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Söyler, Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Sanem Arıkan, Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Genel Başkanı Dr. Süleyman Basa,  AK Parti MKYK Üyesi ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Genel Sekreteri Prof. Dr. Zakir Avşar,  TİMBİR Başkanvekili ve GİMER Başkanı Av. Cüneyd Altıparmak, Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Öztürk, Başkent Üniversitesi Yaratıcı Endüstrileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (YAKEM) Müdürü Doç. Dr. Erman M. Demir, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Faruk Çeçen, Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fikri Mülkiyet Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Salih Polater, Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Fikri Mülkiyet Hukuku Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Barış Güzübüyük, Bilişim Hukuku uzmanı Av. Özgür Eralp, TİMBİR Genel Sekreteri ve Birlik Haber Ajansı Genel Müdürü Muhammet Kaçar ile akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

TİMBİR Genel Başkanı Basa: Yerel medya kültür ve turizmin tanıtım elçisidir

Türk İnternet Medya Birliği (TİMBİR) Genel Başkanı Dr. Süleyman Basa, “Kültürel Endüstriler İçin Kapsayıcı ve Yaratıcı Medya” projesinin açılışında yaptığı konuşmada kültürel mirasın korunması ve tanıtılmasında medyanın rolüne dikkat çekerek yerel medyanın önemini vurguladı.

“Kültürü ticari bir ürüne indirgememeliyiz”

Kültürün doğru anlatılması gerektiğini belirten TİMBİR Genel Başkanı Basa, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Kültürü tanıtırken onu yalnızca ticari bir ürüne indirgememeli, özgünlüğünü, tarihsel bağlamını ve kültürel kimliğini de korumalıyız. Çünkü kültürel mirasımızı korumak kadar onu doğru anlatmak da sorumluluğumuzdur.

“Her kesimin sesi medyada duyulmalı”

Kapsayıcı ve yaratıcı medya anlayışının önemine değinen Basa kadınların, gençlerin, yerel üreticilerin, sanatçıların ve farklı kültürel toplulukların seslerinin duyurulması ve üretimlerinin görünür kılınması gerektiğini ifade etti.

“Yerel medya kültür ve turizmin tanıtım elçisidir”

Medyanın yalnızca büyük merkezlerdeki gelişmelere odaklanmaması gerektiğini vurgulayan Basa, Anadolu'nun dört bir yanındaki kültürel zenginliklerin de görünür kılınmasının önemine dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Medya yalnızca büyük merkezlerin değil, Anadolu'nun her köşesindeki kültürel zenginliğin de sesi olmalıdır. Yerel medya aslında o illerin en büyük kültür ve turizm tanıtım elçileridir. Burada Ankara'da da değerli yerel medya arkadaşlarımız var, onlarla beraber.”

Sanem Arıkan: “Kültürümüze ve değerlerimize sahip çıkmalıyız”

Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Sanem Arıkan, açılış konuşmasında Türk kültürünün ve sanatının yaşatılması, gelecek nesillere aktarılması ve kültürel değerlerin korunmasının önemine dikkat çekti.

Türk kültürünün yeni iş birlikleriyle topluma ulaştırılması hedefleniyor

Türk kültürünün güncel projeler, yeni iş birlikleri ve farklı iletişim mecraları aracılığıyla toplumla buluşturulması gerektiğini belirten Arıkan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Türk kültürünün, sanatının yaşatılması tabii ki bu proje gibi projelerle güncellenmesi, yeni iş birliklerinin oluşması, birazdan hocalarımızın anlatacağı mecralara yayılması ve toplumun kucaklaması bizim için çok önemli.

“Kültürümüze sahip çıkmak, varlığımızı korumaktır”

Kültürel mirasın yaşatılmasına katkı sunan kurum ve kuruluşların önemine değinen Arıkan, bu çalışmalarda yer alan herkesin önemli bir sorumluluk üstlendiğini ifade etti.

“Burada buna hizmet eden tüm kurum ve kuruluşlar, herkes bana göre vatanın askerleridir. Neden derseniz; biz 16 kez devlet kurmuş bir milletiz. İnşallah Allah devletimizi, milletimizi korusun. Ezanımızla, Kur'an'ımızla, bayrağımızla sonsuza kadar yaşayalım.

Ama hayatta her şey var. Daha önce de başımıza gelmiş. Hükümetler, devletler yıkılabilir. Ayakta kalabilmemiz, varlığımızı koruyabilmemiz, yeniden devlet kurabilmemiz, Türk varlığını dünyada sonsuz kılabilmemiz için sanatımıza, kültürümüze, değerlerimize, mimari değerlerimize sahip çıkmamız gerekiyor.

“Gelecek nesillere kültürel mirasımızı aktarmalıyız”

Kültürel değerlerin gelecek nesillere aktarılmasının ortak bir görev olduğunu vurgulayan Arıkan, kültürün doğru anlatılması ve yaşatılması konusunda genç nesillere de önemli sorumluluklar düştüğünü belirtti.

“Burada sizlere doğru aktarmak, bunu yaşatmak bizim görevimiz. Ama bayrağı size teslim ettiğimizde de sizden de bunu yaşatmanızı bekliyoruz."

Prof. Dr. Yasin Söyler: “Dijitalleşme kültürel üretimin kendisini değiştirdi”

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Söyler, açılışta yaptığı konuşmasında dijitalleşme ve yapay zekânın kültürel üretim süreçlerine etkisine dikkat çekerek dijital içerik üretiminin günümüzde giderek daha fazla önem kazandığını söyledi.

Dijitalleşmeyle birlikte içerik üretme ve yayma biçimlerinin değiştiğini ifade eden Söyler, bireylerin artık yalnızca içerik tüketicisi değil, aynı zamanda üreticisi konumuna geldiğini vurguladı.

Dijitalleşme içerik üretiminde yeni bir dönem başlattı

Dijital içerik üretiminin yaygınlaşmasıyla daha fazla insanın üretim süreçlerine katılabildiğini belirten Söyler, farklı kültürlerin ve toplumsal grupların kendilerini daha kolay ifade edebildiğini, fikirlerin daha hızlı yayıldığını ve yeni ekonomik alanların ortaya çıktığını kaydetti.

Söyler, dijitalleşmenin içerik üretiminde köklü bir değişim meydana getirdiğini belirterek konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Özellikle hızla dijitalleşen günümüz toplumlarında bunların artık dijital içerik üretimini de eklememiz gerekiyor. Zira artık üretim biçimi değişti. Bir zamanlar içeriği kimin ürettiği, hangi kanallardan yayıldığı belliydi. İzleyici ise büyük ölçüde karşı tarafta duruyordu.

Bugün ise aynı kişi sabah bir içeriği izleyip, öğleden sonra kendi içeriğini üretebiliyor. Akşama kadar da çok geniş bir kitleye bu içerik ulaşabiliyor. Telefonla çekilmiş kısa bir video milyonlarca kişiye ulaşabiliyor."

Yapay zekâ üretim süreçlerini hızlandırıyor

Yapay zekâ araçlarının içerik üretiminde önemli kolaylıklar sağladığına işaret eden Söyler, daha önce saatler veya günler süren işlerin dakikalar içinde tamamlanabildiğini belirtti.

“Biliyorsunuz ki yapay zekâ araçları da eskiden saatler, günler süren işleri dakikalara indirdi. Yani dijitalleşme sadece araçlarımızı değiştirmedi, kültürel üretimin kendisini de değiştirdi.

Bunun olumlu sonuçları var. Daha çok insan üretime katılabiliyor. Farklı kültürler ve toplumsal gruplar kendilerini daha rahat ifade edebiliyor. Fikirler daha kolay dolaşıma giriyor, yeni ekonomik alanlar açılıyor.

Bunları küçümsemek elbette mümkün değil.”

Dijital içeriklerde yanlış bilgi ve manipülasyon riski

Dijitalleşmenin sunduğu fırsatların yanı sıra çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini vurgulayan Söyler, içerik üretiminin artmasının güvenilir bir medya ortamının oluşması için tek başına yeterli olmadığını ifade etti.

Yanlış bilgi ve manipülasyonun dijital kanallar aracılığıyla hızla yayılabildiğine dikkat çeken Söyler, yapay zekânın bu süreci daha karmaşık hale getirdiğini belirterek şöyle konuştu:

“Öte yandan, çok içerik üretilmesi, iyi ve güvenilir bir medya ortamına sahip olduğumuz anlamına da doğrudan gelmiyor. Aynı kanallar yanlış bilgiyi ve manipülasyonu da hızla yayıyor. Yapay zekâ bu tabloyu daha karmaşık hale getiriyor."

Prof. Dr. Zakir Avşar: “Yaratıcı endüstrilerde emeğin karşılığı korunmalı”

“Kültürden Dijitale: Yaratıcı, Kapsayıcı ve Yenilikçi Medya” panelinin moderatörlüğünü yapan AK Parti MKYK Üyesi ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Genel Sekreteri Prof. Dr. Zakir Avşar, konuşmasında dijital dönüşümün iletişim ve üretim alanlarında meydana getirdiği değişime dikkat çekerek telif haklarının korunmasının önemini vurguladı.

AK Parti MKYK Üyesi ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Genel Sekreteri Prof. Dr. Zakir Avşar, panelde yaptığı konuşmada teknolojik gelişmelerin iletişim mecralarını ve içerik üretim süreçlerini dönüştürdüğünü belirterek bu dönüşümün doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Tarih boyunca teknolojik gelişmelerin üretim biçimlerini değiştirdiğine işaret eden Avşar, matbaanın icadından itibaren iletişim mecralarının, mesajların ve içeriklerin değiştiğini belirterek, “Mecralar değişiyor, mecralar değiştikçe mecraya verilen mesajlar değişiyor, içerikler değişiyor ve yeni alanlar ortaya çıkıyor. İşte biz bugün ne diyoruz? Yaratıcı endüstriler diyoruz.” dedi.

“Emeğin karşılığı” vurgusu

Yaratıcı endüstrilerde teknolojik gelişmelerle birlikte üretim biçimleri değişse de emeğin karşılığının korunmasının önemini sürdürdüğünü vurgulayan Avşar, telif haklarının bu noktadaki rolüne dikkat çekti.

Telif haklarının yaratıcı alanların sürdürülebilirliği açısından temel bir unsur olduğunu belirten Avşar, “Bu alanlar içerisinde hiç değişmeyen bir konu var. O da nedir? Emeğin karşılığı. Emeğin karşılığını bazen telif haklarıyla ifade ediyoruz değil mi? Telif hakları... Sayın Daire Başkanımızın burada bulunma sebebi nedir? Budur. Telif muhafazası.” ifadelerini kullandı.

“Hakkı korumak, hakkı üstün tutmak, hakkı savunmak”

Teknolojik gelişmelerin yaratıcı endüstriler açısından yeni fırsatların yanı sıra çeşitli tehditleri de beraberinde getirdiğine işaret eden Avşar, üreticilerin haklarının korunmasının sektörün geleceği açısından belirleyici olduğunu ifade etti.

Avşar, telif haklarının korunmasının önemini şu sözlerle dile getirdi:

“Hakkı korumak, hakkı üstün tutmak, hakkı savunmak... Ve bu vesileyle alanın sürdürülebilir kılınması başka türlü olmaz. Eğer burada bu hakka sahip çıkılmazsa sonrasında bu mesleğin, iş kollarının, bu endüstrinin bir anlamı kalmayabilir. Bu, teknolojik gerçeklikte de bir tehdit oluşturuyor.”

Doç. Dr. Erman M. Demir: “Kapsayıcılık küresel ekosistem içerisinde tartışılmalı”

Başkent Üniversitesi Yaratıcı Endüstrileri Araştırma ve Uygulama Merkezi (YAKEM) Müdürü Doç. Dr. Erman M. Demir, “Kültürden Dijitale: Yaratıcı, Kapsayıcı ve Yenilikçi Medya” başlıklı panelinde yaptığı konuşmada, medyada kapsayıcılık kavramının yalnızca ülkelerin kendi içindeki toplumsal farklılıklar üzerinden değil, küresel kültür ekosistemi ve dijital platformların etkileri çerçevesinde de ele alınması gerektiğini söyledi.

Medyada kapsayıcılık tartışmalarının mevcut tanımlarının sorgulanması gerektiğini belirten Demir, son akademik çalışmalarında uluslararası literatür ve raporların kapsayıcılığı çoğunlukla ülkelerin kendi sınırları içerisindeki dezavantajlı gruplar, cinsiyet eşitliği ve kültürel farklılıklar üzerinden değerlendirdiğini gördüklerini ifade etti.

Bu yaklaşımın kapsayıcılığı ulusal sınırlar içerisinde ele aldığını belirten Demir, kavramın küresel ölçekte yaşanan sorunlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti.

“Kapsayıcılığı daha geniş bir perspektifle tartışmalıyız”

Kapsayıcılığın yalnızca ülkelerin kendi vatandaşları arasındaki farklılıklarla sınırlandırılmaması gerektiğini vurgulayan Demir, küresel kültür ekosisteminde ülkelerin temsil edilme biçimlerinin de tartışmaya dahil edilmesi gerektiğini söyledi.

Demir, “Kapsayıcılığı asla ve kat'a dünyanın küresel ekosistemi içerisinde genel bir problem olarak tartışmamızı istemiyorlar.” ifadelerini kullanarak uluslararası kültür ve medya düzenindeki eşitsizliklere dikkat çekti.

Ülkelerin kültür ekosistemi ve kültür ekonomisindeki konumlarının da kapsayıcılık tartışmalarının bir parçası olması gerektiğini belirten Demir, dijital platformların içeriklerin dolaşıma girmesindeki rolüne işaret etti.

Prof. Dr. Serdar Öztürk: “Estetik, alışkanlıklarla şekillenen bir durumdur”

Hacı Bayram Veli Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar Öztürk, “Kültürden Dijitale: Yaratıcı, Kapsayıcı ve Yenilikçi Medya” panelinde yaptığı konuşmada, şiddet içeriklerinin izleyici üzerindeki etkisini ve estetik algısının alışkanlıklarla ilişkisini değerlendirdi. Öztürk, insanların zamanla farklı içeriklere alışabildiğini belirterek bakış açısındaki değişimin algıları da dönüştürdüğünü ifade etti.

Günümüz televizyon seyircileri ile internet medyası kullanıcılarının şiddet içeriklerine yönelik tutumlarını değerlendiren Öztürk, insanların akıl ve iradeleriyle mesafeli durabilecekleri görüntülere, arzu ve tutkularının etkisiyle ilgi duyabileceklerini söyledi.

Öztürk, bu durumu Antik Yunan düşüncesinde yer alan Leontius örneği üzerinden açıklayarak izleyicilerin şiddetin en rahatsız edici imgelerine dahi yönelebileceğine dikkat çekti.

Şekerli çaydan şekersiz çaya: Alışkanlıkların dönüşümü

Konuşmasında estetik algısının nasıl değişebileceğini günlük yaşamdan bir örnekle anlatan Öztürk, şekerli çaydan şekersiz çaya geçiş sürecini ele aldı.

İnsanların başlangıçta alışık olmadıkları bir deneyimi hayal etmekte zorlanabileceklerini belirten Öztürk, zamanla yeni bir alışkanlık kazandıklarında önceki tercihlerini farklı değerlendirebildiklerini ifade etti.

Öztürk, bu örnek üzerinden insanların görme ve algılama biçimlerinin de değişebileceğini belirterek estetik yargıların alışkanlıklarla ilişkisine dikkat çekti.

“Gözlerimizi ve kulaklarımızı değiştirdiğimizde aynı şey farklı görünmeye başlar”

Estetik algısının yalnızca görülen ya da duyulan içerikle sınırlı olmadığını, bireyin alışkanlıkları ve deneyimleriyle de şekillendiğini vurgulayan Öztürk, insanların dünyayı algılama biçimlerinin dönüşebileceğini söyledi.

Öztürk, “Anlatmaya çalıştığım şey şu: Estetik son derece alışkanlıkla ilgili bir durumdur. Alışkanlık. Dolayısıyla gözlerimizi ve kulaklarımızı değiştirmeye başladığımızda, bedenimizi ve bütün varoluşumuzu değiştirmeye başladığımızda aynı şey bize farklı görünmeye başlar.” ifadelerini kullandı.

Doç. Dr. Ahmet Faruk Çeçen: “Yapay zekâya karşı okuryazarlık geliştirmeliyiz”

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Ahmet Faruk Çeçen, “Kültürden Dijitale: Yaratıcı, Kapsayıcı ve Yenilikçi Medya” panelinde yaptığı konuşmada, yapay zekânın eğitimde bilinçli kullanımının önemine dikkat çekti. Çeçen, öğrencilerin tüm süreçleri yapay zekâya bırakmak yerine yapay zekâ okuryazarlığı geliştirmesi gerektiğini vurguladı.

Yapay zekâ teknolojilerinin hızlı gelişiminin eğitim ve bilişsel beceriler üzerindeki etkilerine değinen Çeçen, bu teknolojilerin kontrolsüz kullanımının bazı bilişsel süreçleri olumsuz etkileyebileceğini belirtti. Norveç'te ilköğretim öğrencilerine yönelik kısıtlamalara da değinen Çeçen, yapay zekânın eğitim hayatında bilinçli ve dengeli kullanılmasının önemini dile getirdi.

Çeçen, “Yapay zekânın bütün hayatımızı ele geçirmeli mi? Bu kadar hızlı ilerleyen bir süreçte, bütün öğrencilerimizi yapay zekâya tamamen her şeyimizi teslim etmeye yönlendirmek yerine biraz okuryazarlık geliştirme çabası içinde olmamız gerekiyor diye düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

Üniversite ve sektör iş birliği vurgusu

Konuşmasında Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi İletişim Fakültesinin kuruluş sürecine de değinen Çeçen, fakültenin farklı akademik birimlerle iş birliği içerisinde gelişimini sürdürmeye çalıştığını belirtti.

Üniversitenin fakülteleri, enstitüleri ve bölümleriyle ortak çalışmalar yürüttüklerini ifade eden Çeçen, farklı disiplinlerden bilgi edinmenin ve akademik iş birliklerini güçlendirmenin önemine dikkat çekti.

Av. Cüneyd Altıparmak: “Dijital platformlar içerik üreticilerinin haklarını korumalı”

TİMBİR Başkanvekili ve GİMER Başkanı Av. Cüneyd Altıparmak, “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı ikinci oturumun moderatörlüğünü yaptığı konuşmasında, dijital platformların içerik üreticilerinin hakları, sosyal medya bağımlılığı ve dijital dünyadaki etik sorunlara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Altıparmak, TİMBİR olarak Google'a açtıkları davanın temelinde, içerik üreticilerinin emeklerinin karşılığını alamaması sorununun bulunduğunu belirtti.

Dijital platformlar ve telif hakları

TİMBİR'in Google'a açtığı davanın temel gerekçesinin, dijital platformların içerik üreticilerine ait içeriklerden gelir elde etmesine rağmen bu gelirden içerik sahiplerine pay verilmemesi olduğunu ifade eden Altıparmak, telif haklarının korunmasının önemine dikkat çekti.

Altıparmak, konuyla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“TİMBİR olarak Google'a dava açtık. Açtığımız davanın temelinde aslında Salih Hocamın, Avukat Hocamın üzerinde durduğu iki nokta var. Biri şu: 'Siz para kazanıyorsunuz bizim içerikten ve bu içerik bizim içeriğimiz, siz bize burada pay vermiyorsunuz.' Temel soru bu.”

Sosyal medya bağımlılığı ve çocukların tercih hakkı

İstanbul Barosu tarafından sosyal medya şirketlerine karşı açılan davaya da değinen Altıparmak, platformların yazılım mimarisinin çocukların içerikleri tercih etmeme hakkını kullanmalarını zorlaştırdığı iddiasını gündeme getirdi. Özellikle kısa video içeriklerinin art arda izlenmesini sağlayan sistemlerin kullanıcıların platformlardan ayrılmasını güçleştirebildiğini belirten Altıparmak, sosyal medya kullanımının bağımlılık boyutunun da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Altıparmak, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“İstanbul Barosu başka bir dava açtı. Bütün sosyal medya şirketlerine açtı. Orada da 'Sizin yazılım mimariniz çocukların tercih etmeme hakkını kullanmasına engel oluyor' dedi. Yani bir Reels'ın içine düştük mü hepimiz düşüyoruz, bunu da burada söyleyeyim. Çıkabilmeniz... yani ben mesela 3-4 defa alıyorum, daha sonra kendime geliyorum. Sizde de aynı şekilde bir durum var, bir bağımlılık var aslında. Bu bağımlılığı böyle hiç sosyolojik veya psikolojik bir durum gibi göstermiyorlar ama günün sonunda bir... bağımlılık da var.”

Kültür Sanat Medya Merkezi ve iletişim hakemliği

Konuşmasının son bölümünde Zekai Özçınar'ın başkanlığını, kendisinin ise genel sekreterliğini yürüttüğü Kültür Sanat Medya Merkezi'nin çalışmalarına değinen Altıparmak, dezenformasyon, bilgiye erişim ve telif haklarıyla ilgili sorunların çözümüne yönelik bir mekanizma üzerinde çalıştıklarını belirtti.

Merkezin iletişim hakemliği yaklaşımını benimsediğini ifade eden Altıparmak, üyelerle ilgili şikâyetlerin tahkim yoluyla, üyeler dışındaki sorunların ise arabuluculuk veya raporlama sistemi aracılığıyla çözülmesinin hedeflendiğini aktardı.

Altıparmak, merkezin çalışmalarına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Son olarak da size GİMER'den iki cümle söylemek istiyorum. Biz iletişim hakemliği diyoruz. İşte bu dezenformasyon alanı, bilgiye ulaşamama, telifle ilgili sorunlar bağlamında bizim üyelerimizle ilgili bir şikayet olduğunda onu tahkimle, üyelerimiz dışında bir sorun olduğunda onu da arabuluculuk veya raporlama sistemiyle çözmeye çalışıyoruz.”

Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan: “Medya etiği tartışmalarında algoritmaların etkisi göz ardı edilmemeli”

Kırıkkale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Merve Suna Özel Özcan, “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı 2. panelde yaptığı konuşmada, sosyal medya algoritmalarının içeriklerin görünürlüğü üzerindeki etkisine ve medya etiği açısından ortaya çıkan sorunlara dikkat çekti. Özcan, dijital platformlarda etik ilkelerin ve tarafsızlık anlayışının herkes için eşit biçimde uygulanması gerektiğini vurguladı.

Sosyal medya kullanımının küresel sistem içerisindeki işleyişinin daha geniş kitlelere anlatılması gerektiğini belirten Özcan, içeriklerin doğruluğunun sorgulanmasının yanı sıra popülerliklerinin de etik değerlendirmeleri etkileyebildiğini ifade etti.

Popüler olan içeriklerin etik sınırlar içerisinde değerlendirilmesine ilişkin toplumsal sorumluluğun zayıflayabildiğine işaret eden Özcan, bu durumun dijital medya alanındaki temel sorunlardan biri olduğunu söyledi.

“Algoritmaların etkisi göz ardı edilmemeli”

Uluslararası hukuk ve etik ilkelerin herkes için eşit uygulanması gerektiğine dikkat çeken Özcan, uygulamada coğrafyalara ve olaylara göre farklılıklar ortaya çıkabildiğini dile getirdi.

Gazze'de yaşananlara ilişkin paylaşımlar ile Rusya-Ukrayna Savaşı hakkındaki içeriklerin platform algoritmaları tarafından farklı biçimlerde ele alınabildiğini belirten Özcan, dijital mecralarda içeriklerin görünürlüğü ve dolaşımının etik açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Özcan, “Dolayısıyla burada etikten bahsediyorsak, o zaman kültür endüstrisinin bu tarafsız ve etik yaklaşımı içerisinde de bizim karşı karşıya olduğumuz süreçlerin her birinde algoritmaların etkili olduğunu görüyoruz.” dedi.

Doç. Dr. Salih Polater: “Üretken yapay zekâ, telif hukukunun temel tartışma konularından biri”

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Fikri Mülkiyet Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. Salih Polater, “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, üretken yapay zekânın telif hukuku açısından ortaya çıkardığı sorunlara dikkat çekti. Polater, yapay zekânın yalnızca metin, görsel ve video üretiminde kullanılan bir araç olmaktan çıkarak hayatın birçok alanına yayıldığını belirtti.

Üretken yapay zekânın son yıllarda günlük yaşam üzerindeki etkisinin belirgin biçimde arttığını ifade eden Polater, teknolojinin gelişim hızının ve kullanım alanlarının genişlemesinin hukuki tartışmaları da beraberinde getirdiğini söyledi.

Yapay zekânın toplumun geniş kesimleri tarafından etkilerinin önceden öngörülmesinin zor olduğunu belirten Polater, özellikle son üç ila beş yıllık süreçte bu teknolojinin günlük yaşamdaki etkilerinin daha yakından hissedildiğini kaydetti.

Polater, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:

“Telif hukuku anlamında tartıştığımız ana konulardan biri olarak üretken yapay zekâyı görmekteyiz. Yapay zekâ şu anda belki 10 sene öncesinde biz bu tartışmaların olacağını söyleseler göremezdik yapay zekâ ile ilgili. Yapay zekânın hayatımızı bu kadar değiştireceğini herhalde genel toplum kitlesi olarak bizler öngöremedik. Tabii konuyla ilgilenen bilim insanlarının öngörüleri farklıdır ancak bizler bunu özellikle son 3 ya da 5 yıl içerisinde hayatımızdaki etkilerini yakın bir şekilde gördük.”

Dr. Öğr. Üyesi Barış Gözübüyük: “Yapay zekânın haber üretiminde kullanımı hukuki belirsizlikleri beraberinde getiriyor”

Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölümü Fikri Mülkiyet Hukuku Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Barış Gözübüyük, “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, yapay zekânın haber üretiminde kullanılmasının telif hakları ve hukuki sorumluluk açısından ortaya çıkardığı sorunlara dikkat çekti. Gözübüyük, yapay zekânın yardımcı bir araç olarak kullanılabileceğini ancak haberin doğrudan yapay zekâya ürettirilmesinin önemli hukuki sorunlara yol açabileceğini belirtti.

Haber üretiminin emek gerektiren bir süreç olduğunu vurgulayan Gözübüyük, gazetecilerin haber toplama, metin oluşturma ve bilgileri belirli bir kompozisyon içerisinde okuyucuya aktarma aşamalarında önemli bir çalışma ortaya koyduğunu ifade etti. Yapay zekâ aracılığıyla içeriklerin kolayca çoğaltılabilmesinin, özgün haberlerin önüne geçebilmesi sorununu da beraberinde getirdiğini söyledi.

Gözübüyük, gazetecilerin emeğiyle hazırlanan haberlerin yapay zekâ aracılığıyla çoğaltılması ve yeniden dolaşıma sokulmasının hukuki belirsizlikler oluşturduğuna dikkat çekerek şu ifadeleri kullandı:

“Haberci olmak da zor. Neden haberci olmak da zor? Siz belki bir emek ortaya koyuyorsunuz işte haberi toplamak için, onu bir metin haline getirmek için, bir kompozisyon içerisinde aktarmak için ama bir bakıyorsunuz... işte yapay zekâ aracılığıyla... kolaylıkla... çoğaltılmış ve sizin haberinizin önüne geçmiş.”

“Yapay zekâdan hangi sınırlar içerisinde yararlanılmalı?”

Yapay zekânın gazetecilikte kullanılmasının tamamen dışlanması yerine, hukuki sınırlar içerisinde nasıl değerlendirilebileceğinin tartışılması gerektiğini belirten Gözübüyük, teknolojiden yararlanırken hak ihlallerinin önlenmesinin önemini vurguladı.

Haberlerin okuyucuya daha etkin biçimde ulaştırılması amacıyla yapay zekâdan yararlanılabileceğini ifade eden Gözübüyük, bu süreçte hukuki sınırların ve olası ihlallerin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

Gözübüyük, konuyla ilgili değerlendirmesinde şu sözlere yer verdi:

“Ya da biz haberci olarak yapay zekâdan hiç mi yararlanmayacağız? Bu da başka bir mesele. Yani acaba hukuki sınırlar içerisinde biz yapay zekâyı doğru bir biçimde kullanarak o haberi okuyuculara etkin bir biçimde ulaştırabilir miyiz herhangi bir hak ihlaline neden olmadan? Bu da başka bir soru açıkçası. Bu durumda da, noktada da çok fazla belirsizlik olduğunu söylemek gerekiyor.”

“Yapay zekâ yardımcı araç olarak kullanılmalı”

Yapay zekânın haber üretiminde hangi amaçlarla ve ne ölçüde kullanılacağının belirleyici olduğunu kaydeden Gözübüyük, teknolojinin yardımcı bir araç olarak kullanılmasının mümkün olabileceğini, ancak haberin doğrudan yapay zekâya hazırlatılmasının hukuki riskler doğurabileceğini ifade etti.

Gözübüyük, gazetecilikte yapay zekâ kullanımına ilişkin temel yaklaşımın teknolojiyi destekleyici bir araç olarak değerlendirmek olması gerektiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Burada temel dayanak noktamız kanaatimce şu olmalı: Yani bunun bir araç olarak kullanılması belli sınırlar dâhilinde mümkün olabilmeli, yardımcı araç olarak; fakat doğrudan haberin onun tarafından yaptırılması yoluna gitmek bizi önemli hukuki sorunlarla karşılaştırabilir.”

Av. Özgür Eralp: “Yapay zekâ, yaratıcı endüstrilerde telif hakları tartışmasını yeniden şekillendiriyor”

Bilişim Hukukçusu Av. Özgür Eralp, “Kültürel Endüstrinin Yaygınlaştırılması ve Medya Etiği” başlıklı panelde yaptığı konuşmada, yapay zekânın kültür ve sanat üretimindeki dönüşümüne, insan emeği üzerindeki olası etkilerine ve telif hakları bakımından ortaya çıkabilecek hukuki risklere dikkat çekti. Eralp, yapay zekânın kitaplardan fotoğraflara ve filmlere kadar geniş bir içerik havuzundan yararlanarak yeni eserler üretebilmesinin, yaratıcı endüstrilerde eser sahipliği ve telif gelirleri konularını daha önemli hâle getirdiğini ifade etti.

Yapay zekânın gelişim sürecini değerlendiren Eralp, teknolojinin yalnızca mevcut içerikleri işlemekle sınırlı kalmadığını, farklı kaynaklardan elde ettiği veriler ve etkileşimler üzerinden yeni sanatsal ve kültürel içerikler oluşturabildiğini söyledi.

Eralp, yapay zekânın geldiği noktayı “süper zekâ” kavramı üzerinden açıklayarak bu teknolojinin yazarların, fotoğrafçıların ve film üreticilerinin eserlerinden elde edilen verilerle yeni içerikler ortaya koyabildiğine dikkat çekti.

Konuyla ilgili değerlendirmesinde Eralp, şu ifadeleri kullandı:

“Teknik ve hukuki olarak doğru, yani yapay diyelim şimdilik. Ama niye süper zekâ diyorum? Çünkü süper zekâ aslında şu aşamaları geçti, hemen yapay zekâ aşamasını geçti. Bu ne demek? Bugüne kadar kültür endüstrisi kavramı içerisindeki tüm yazarların kitaplarındaki bilgileri aldı yapay zekâ. Tüm fotoğrafçıların fotoğraflarını aldı. Tüm filmlerdeki verileri aldı. Bunlarla ilgili etkileşimleri de almaya başladı.”

Yaratıcı meslekler ve insan emeği açısından riskler

Yapay zekânın yeni fotoğraflar, makaleler ve romanlar üreterek geniş kitlelere ulaşabilmesinin, yaratıcı mesleklerde çalışan insanlar açısından yeni riskler doğurabileceğini belirten Eralp, teknolojinin kültür endüstrisinde bağımsız bir üretici gibi konumlanabilme ihtimaline dikkat çekti.

Eralp, bu gelişmelerin özellikle eser sahipliği ve insan emeğinin ekonomik karşılığı bakımından tartışılması gerektiğini ifade ederek şöyle konuştu:

“Yani artık şunu yapabilir: Bir yeni sanatçı olarak kendisini üretip bu üreteceği fotoğrafla, üreteceği makaleyle, üreteceği romanla çok daha geniş kitlelere sahip olabilecek, kendisini bir kültür çalışanı olarak gösterebilecek. İşte müellif kelimesi... Müellif kelimesi doğru mu ama gerçekten şahıs olarak çalışan işçiler açısından evet, bu tehlike oluşacak.”

Telif gelirleri ve eser sahipliği yeniden gündemde

Yapay zekâ tarafından üretilen kültürel ve sanatsal içeriklerin yaygınlaşmasının, geleneksel telif gelirleri modelini de etkileyebileceğini belirten Eralp, insan emeğiyle ortaya konulan eserlerden elde edilen gelir ile yapay zekâ destekli üretimlerin ekonomik sonuçları arasındaki ilişkinin önem kazandığını söyledi.

Yapay zekâ tarafından üretilen eserlerin telif hakları bakımından nasıl değerlendirileceği ve bu süreçte yapımcıların, kullanıcıların ve diğer tarafların hangi hukuki risklerle karşılaşabileceği üzerinde durdu.

Eralp, geleneksel eser üretiminin telif gelirleri üzerinden sağladığı ekonomik imkânlarla yapay zekâ destekli üretimlerin gelecekteki konumunu karşılaştırarak şu değerlendirmede bulundu:

“Burada da bu hukukla birleştirdiğimiz zaman bizim riskimiz ne olacak? İşte sevgili arkadaşlar... bir gün yazarların 'Ben bir kitap yazdım, bir roman yazdım Harry Potter gibi, işte bir kafede oturdum da bunu yaptım, bütün hayatım değişti. Bir fotoğraf çektim, 20 sene boyunca kazanacağım parayı aldım. Bir film çektim bütün 7 aileme yetecek kadar artık telif gelirim var' demesinden daha ziyade yapay zekâ aracılığıyla üretilmiş bu tip sanatsal ve kültürel aktivitelerin telif haklarının çok daha ön planda olacağını düşünüyorum.”

Yapay zekâ üretimlerinde dijital delillerin önemi

Konuşmasının son bölümünde hukuki süreçlerde yazılı kayıtların ve delillerin önemine değinen Eralp, yapay zekâ sistemlerinin gerçekleştirdiği işlemlerin kayıt altına alınmasının, gelecekte telif uyuşmazlıklarının değerlendirilmesinde önem kazanabileceğine işaret etti.

Yapay zekâ destekli üretimlerde yapımcılar ve kullanıcılar açısından delillerin belirleyici olabileceğini ifade eden Eralp, dijital ortamda gerçekleştirilen işlemlerin izlenebilirliğine dikkat çekti.

Eralp, konuşmasının bu bölümünde, “Sürekli biliyorsunuz delil önem kazanıyor. Yazılı olması esas hukuk açısından. Yazılı olmadığı zaman çok risktir ama yapay zekâ bu konularda çok daha ön planda. Bütün yaptığı her şey delil altında...” ifadelerini kullandı.

Programın sonunda TİMBİR Genel Başkanı Dr. Süleyman Basa tarafından projeye katkı sunan konuşmacılara sertifikalarını takdim edildi. 

Kültürel endüstriler, medya etiği, yenilikçi medya ve telif hakları gibi konuların ele alındığı program, sertifika takdiminin ardından çekilen toplu hatıra fotoğrafıyla sona erdi.

Kaynak: BHA

Paylaş X Facebook

Yorumlar 0

Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.

Yorumlar moderasyondan sonra yayımlanır. Hakaret ve reklam içerenler onaylanmaz.

TÜRKİYE kategorisindeki diğer haberler

Sonraki haber yükleniyor…

Deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanıyoruz. Detaylar için Çerez Politikası.

Marka Flower Çiçekçi